Bulgaristan’a her gittiğimde aynı gerçekliği daha net görüyorum. Coğrafi olarak bu kadar yakın bir ülke, stratejik olarak ne kadar değerli bir pazar olduğunu her seferinde yeniden hatırlatıyor.

Sofya ile Çorlu üretim tesislerimiz arasındaki mesafe yaklaşık 400 kilometre. Bu kadar yakın bir pazarda 25 yıldır var olmanın bize hem bir avantaj hem de büyük bir sorumluluk yüklediğini düşünüyorum.

Son ziyaretimde ilk dikkatimi çeken inşaat sektörünün canlılığı oldu. Ama bu canlılık alışılmışın dışında bir dinamikten besleniyor. Bulgaristan’da bankalar mevduat için faiz vermiyor, aksine yüksek tutarlar için ücret talep ediyor. Vatandaşlar da bu duruma en doğal tepkiyi veriyor ve konut ile altına yatırım yapıyorlar. Konut fiyatları metrekare başına 2.000 ile 4.000 avro arasında seyrediyor.
Bu tablonun en ilginç yansıması tuğla piyasasında kendini gösteriyor. Tuğla tedarikinde ciddi bir sıkıntı var, adeta karaborsa oluşmuş durumda. İnşaat sektörü hızla büyürken temel yapı malzemesinde bu denli bir açık oluşması, pazarın yapısal bir sorunla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Küresel enerji krizinin yarattığı beklenti ortamı da pazarda hissediliyor. Fiyatların düşeceğine dair bir algı oluşmuş ve bu durum kısa vadeli kararlarda bir duraksama yaratıyor.
Bulgaristan’da Avrupa firmaları ile doğrudan rekabet ediyoruz. Bu hem olgun bir pazarda oynadığımızı hem de kalitemizi her gün kanıtlamamız gerektiğini gösteriyor. ODE Yalıtım’da ihracatımızın yüzde 10 ila 15’ini Bulgaristan’a yapıyor ve bu oranı artırmayı hedefliyoruz.


Lojistik tarafta ise çarpıcı bir dengesizlik söz konusu. Türkiye’den giden tırların yüzde 80’i boş dönüyor. Üstelik Sofya ile Eskişehir arasındaki mesafe için navlun maliyeti 2.200 avro iken Sofya ile Polonya arasındaki 1.600 kilometrelik mesafe için de aynı rakam geçerli. Bu dengesizlik Türk ihracatçılar için bir rekabet dezavantajı yaratıyor. Hem firmaların hem de devlet kurumlarının bu konuda daha aktif bir destek politikası geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum.
Son iki yılda sekiz seçim yapılan ülkede seçime katılım yüzde 35 seviyesine gerilemiş. Bu belirsizlik ortamı iş dünyasını etkiliyor olmakla birlikte piyasa işlemeye devam ediyor.
Beş yıl öncesine kadar genç nüfus kitlesel olarak Batı Avrupa’ya göç ediyordu. Artan yaşam maliyetleri bu akışı yavaşlatmış olsa da üretim sektöründe Nepal, Bangladeş ve Özbekistan’dan gelen iş gücüne başvurma eğilimi artıyor.
Türkiye’nin imajı bu pazarda oldukça güçlü. En büyük Türk yatırımının Şişecam’a ait olması bu güvenilirliğin somut bir göstergesi. Buna karşın Hindistan seramiğinin Türk seramiğine kıyasla yaklaşık yüzde 30 daha düşük fiyatla rekabet ettiğini görmek, sektörümüz adına ciddi bir uyarı işareti olmaya devam ediyor.
Bulgaristan, hemen yanı başımızdaki etkin bir pazar. Orada olmak, fırsatları görmek ve doğru ilişkilerle bu pazarı sürdürülebilir biçimde büyütmek, ihracatın gerçek anlamda yaratacağı değerleri gözler önüne seriyor.
Bu tür pazarları anlamanın yolu raporlardan değil, sahadan geçiyor. Yerinde görmek, dinlemek ve temas kurmak stratejiyi gerçek veriyle buluşturuyor.
