19 Aralık 2025
Değerli gençler,
Bugün aranızda olmaktan, büyük mutluluk duyuyorum.
Her birinizin yüzüne baktığımda, yıllar öncesinde geleceğe aynı heyecan ve merakla bakan, bir genç olduğumu hatırlıyorum.
Bugünden baktığımda üniversiteler, benim için yalnızca bilgi üretilen yerler değil; aynı zamanda geleceğin cesaretinin, merakının ve hayallerinin filizlendiği alanlar.
Dilerim sizler de, benim yaşıma geldiğinizde, geriye dönüp bu günlere baktığınızda aynı sonuca varırsınız.
Ben üniversite sıralarından bir mühendis olarak ayrıldım.
Sizler gibi ben de o yıllarda önümde sayısız yol, elimde sınırlı imkân, kafamda ise çok fazla soru işaretiyle yürüyordum.

1960 yılında Elazığ’ın Keban ilçesine bağlı Bayındır Köyü’nde, üç çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiştim. İlkokulun ilk yıllarını köyde okudum, sonra 10 yaşındayken ailemle birlikte İstanbul’a taşındık. Gençliğim Kasımpaşa, Beyoğlu, Dolapdere, Kurtuluş gibi semtlerde geçti.
Annemi üç çocuğunu da “eğitimle ayağa kalkacak” diye,büyüten bir Anadolu kadınıydı. Babam ticaretle uğraşırdı. Evimizde büyük sermaye yoktu ama,büyük bir inanç vardı: “Okursan, çalışırsan kendi yolunu açarsın.”
İki ağabeyim İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde okurken, ben mühendisliğe ilgi duydum. Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği’nden mezun oldum, ardından Marmara Üniversitesi’nde MBA programını tamamladım.

Bunu özellikle anlatıyorum; çünkü bugün burada, bu sıralarda oturuyorsanız, nereden geldiğinizden çok, nereye gitmek istediğiniz önem kazanıyor. Ben bir Cumhuriyet çocuğuyum. Hayatım boyunca devlet okullarında okudum, Cumhuriyet’in sağladığı eğitim fırsatları sayesinde bugünlere geldim. Toplum beni buraya taşıdıysa, ben de topluma borcumu ödemek zorundayım diye, düşündüm ve hâlâ böyle düşünüyorum.
Bugün sizlerle burada, bir iş insanı, bir sivil toplum gönüllüsü, olarak buluşsam da, üniversite sıralarından sonraki yaşamımı sizlerle bir “başarı hikâyesi” olarak paylaşmak istemem.
Çünkü başarı, dışarıdan bakıldığında düz bir yol gibi görünür; ama içeriden yaşandığında inişleri, şüpheleri, yanlış adımları ve yeniden denemeleriyle doludur.
Benim hikâyemi şekillendiren tek bir gerçek var.
Merak etmenin,
Hayal kurmanın,
Risk almanın ve
Gerektiğinde yön değiştirebilmenin asla bir sonu yoktur.
Ve yaşam boyunca kararlarınıza rehberlik edecek olan liderlik kasınız, doğuştan, şansla sahip olduğunuz bir nitelik değil,
yolculuğunuz boyunca aldığınız ilhamla, zorluklara karşı birlikte göğüs gerdiğiniz insanların desteğiyle gelişen bir beceridir.
Bana liderliğin ilk ilhamını, ilk dersini veren bu nedenle annemdir. Çünkü liderlik bir yönüyle, size güvenenlere karşı taşıdığınız güçlü bir sorumluluk duygusudur.
Üniversiteyi bitirdikten sonra yolum düz bir çizgi gibi akmadı. 1,5 yıl Enka’da alıştıktan sonra askerlik görevimi asteğmen rütbesiyle kontrol mühendisi olarak tamamladım. Farklı işlerde çalıştım, sonra üniversiteden arkadaşlarımın kurduğu, bir inşaat taahhüt firmasında çalışmaya ve ortak olmaya başladım.
1985 yılı, kariyerimdeki en kritik dönüm noktalarından biriydi. O yıl yalıtım alanına odaklanmaya karar verdik ve ODE Yalıtım’ın temellerini attık. Kimse bize “Bu iş mutlaka tutar” demedi. Sermayemiz sınırlıydı ama, inancımız ve çalışkanlığımız yüksekti.
Kırk yıl önce küçük bir girişim olarak başlayan bu yolculuk, bugün 6 kıtada 80’in üzerinde ülkeye ihracat yapan, üst üste üç yıl Türkiye’nin yalıtım malzemeleri ihracat şampiyonu olmuş, tamamı yüzde yüz Türk sermayeli bir şirkete dönüştü.
Bu hikâyeyi bir “zafer anlatısı” olsun diye söylemiyorum. Asıl altını çizmek istediğim nokta şu: Bu ölçeğe giden yol;
Geceleri uykusuz geçirdiğiniz kararlar,
Göğüslediğiniz krizler,
Yeniden yapılanma süreçleri,
Kuşak geçişleri ve
Her seferinde “başladığımız yer burası değildi ama değerlerimiz aynı” diyebilme iradesinden geçiyor.
Liderliğe dair görüş ve duygularım yıllar içinde, yaşam yolculuğum boyunca hep değişti. Esasında liderliğin birden çok yüzü olduğunu kavradım. Ve üç temel liderlik ile tanıştım. Bunların ilki; “kendini yönetebilen” liderliktir. Zamanını, enerjisini, odağını yönetemeyen kimse bir ekibe liderlik edemez.
İkincisi belirsizliği yönetebilen liderliktir. Hiç şüpheniz olmasın, dünya, sizin mezun olacağınız dönemde muhtemelen bugünkü kadar karmaşık olacak.
Jeopolitik kırılmalar,
Teknolojide baş döndüren sıçramalar,
Dünyaya ve çevreye karşı artması gereken sorumluluk ve
Hiç bitmeyen rekabet ile karşı karşıya kalacaksınız.
Bu liderliğin size söyleyeceği şey şudur: Liderlik, geleceği bilmek değil, bilinmezlik içinde yön çizebilmektir.
Liderliğin üçüncü yüzü de şeffaf ve güven üreten liderliktir. Bir liderin en kritik sermayesi “güven”dir. Güven yoksa vizyon işlemeye başlamaz.
Ben TÜSİAD’da ve içinde yer aldığım tüm sivil toplum kuruluşlarında, şunu çok net gördüm: Kâğıt üzerinde en parlak strateji bile, güven iklimi olmayan yapılarda çalışmaz. 32 yıldır STK’ların içindeyim. 10 farklı sivil toplum kuruluşunda yönetim kurulu üyeliği yaptım, 4’ünde başkanlık üstlendim, 3 derneğin kuruluşunda, bir derneğin yeniden yapılanma sürecinde aktif rol aldım.
Sivil toplumda liderlik yapmak, sadece “gönüllülük” değildir. Toplumla bağ kurmanın, farklı görüşlerle aynı masaya oturabilmenin, dinleyerek anlaşabilmenin, veriye dayalı politika üretebilmenin en yoğun laboratuvarıdır.
İş dünyasında liderlik ettiğinizde kararlarınız şirket bilançolarını etkiler. Sivil toplumda liderlik ettiğinizde, kararlarınız çoğu zaman görünmeyen ama uzun vadede toplumun zihniyetini ve yönünü etkiler. Bu yüzden diyorum ki: Sizler de mezun olduğunuzda, sadece bir mesleğe değil, mutlaka bir sivil inisiyatife, bir toplumsal çabaya da omuz verin. Kendi liderlik kasınızı en hızlı geliştireceğiniz yerler, çoğu zaman hiçbir unvan taşımadığınız bu alanlar olacaktır.
Değerli arkadaşlarım,
Biraz da başarıyı konuşmakta fayda var. Zira bence günümüzde en çok yanlış tarif edilen kavramlardan biri, başarıdır. Toplumda başarı hep sonuç üzerinden konuşulur:
Şirket ne kadar büyümüş?
Kaç ödül alınmış?
Hangi pozisyona gelinmiş?
Ama iş dünyasında 40 yılı aşan bir deneyimden sonra şunu söyleyebilirim: Başarı sonuç değildir. Bir süreçtir.
Bir diğer deyişle başarı karar verme biçimidir,
Ahlaki pusuladır,
Kriz anındaki duruştur,
Hatayı telafi etme biçimidir.
Ve en önemlisi öz disiplindir.
Gençlikte eksikliği fazla hissedilmeyen, ama hayatın ilerleyen aşamalarında fark yaratan tek şey budur.
Bugün ODE Yalıtım, yalıtım sektörünün global oyuncularından biri. Ama bu eğrisiz bir başarı değildi.
Bunu bana gösteren birkaç temel gerçeklik vardı. Sizlerle onları paylaşmak isterim:
• Krizler çöküş değil, yön değiştirme fırsatıdır.
• En kötü zamanlarda verilen kararlar en kalıcı olanlardır.
• Ve hiçbir kriz, hazırlıklı bir ekipten daha güçlü değildir.
Başarı hikâyeleri yoktur. Başarı, sorun çözme hikâyelerinin toplamıdır.
Kendi hayatıma baktığımda, dönüp dönüp aynı noktaya geliyorum: Öğrenme açlığı.
İş kurduktan sonra eğitim bitmedi. MBA yaptım, farklı eğitim programlarına katıldım, okudum, dinledim, sordum. Hâlâ da öğrenmeyi sürdürüyorum. Çünkü özellikle sizin çağınızda bir meslek edinmek yetmeyecek; o mesleği birkaç yılda bir yeniden icat etmeniz gerekecek. Yaşam boyu eğitime inanıyorum.
Bugün yapay zekâ,
Veri analitiği,
Yeşil dönüşüm,
Döngüsel ekonomi gibi başlıklar sadece teknik alanlar değil;
Liderlik biçimlerini,
Karar süreçlerini,
Risk algısını da değiştiriyor.
Sizden önceki kuşakların belki 20 yılda yaşadığı dönüşümü, siz 5–10 yıl aralığında yaşayacaksınız. Bu nedenle kariyer planı yaparken tek bir dikeyde ilerlemek kadar, kendinizi yeniden konumlandırabilecek zihinsel esnekliği de inşa etmeniz gerekecek.
O yüzden “diploma”yı bir varış noktası olarak değil, uzun bir maratonun start çizgisi olarak görmenizi isterim.
Bugün dünya yepyeni bir eşikte:
• Yapay zekâ iş yapma modellerini dönüştürüyor.
• Yeşil dönüşüm tüm sektörlerin kaderini yeniden yazıyor.
• Veri, yeni sermaye haline geldi.
• Coğrafyamız sürekli bir jeopolitik gerilim kuşağı içinde.
Bu yüzden sizin liderlik biçiminiz, bizden daha farklı olacak.
Siz çok disiplinli, çok dilli, çok kültürlü bir dünyaya adım atacaksınız.
Bir lider olarak:
• Teknolojiyi kullanacaksınız.
• Ama insanı asla ihmal etmeyeceksiniz.
• Veriyi okuyacaksınız.
• Ama sezgiyi de geliştireceksiniz.
• Hızlı olacaksınız.
• Ama derinliksiz olmayacaksınız.
Cumhuriyetin en büyük kazanımlarından biri:
Herkes için eşit fırsat iddiasıdır.
Ben Anadolu’nun bir köşesinden çıkıp, bugün burada konuşabiliyorsam, bu Cumhuriyet’in sağladığı eğitim imkânları sayesindedir.
Bugünün dünyasında dünyanın neresine giderseniz gidin, sizi ayakta tutacak temel kimlik Cumhuriyet’in size verdiği eşitlik, özgüven ve bilime bağlılık kültürüdür.
Bu kültür sayesinde kendinizi, küresel düzlemde konumlayabilirsiniz.
Sizler bu ülkenin genç mühendisleri, ekonomistleri, tasarımcıları, sosyal bilimcileri olarak; sadece kendi kariyeriniz için değil, içinde yaşayacağınız toplumun kalitesi için de, sorumluluk taşıyacaksınız.
Bu nedenle liderliği, sadece bir şirketin tepesine gelmek olarak tarif etmeyin.
Liderlik; mahallenizde, çalıştığınız kurumda, parçası olduğunuz sivil toplum örgütünde, hatta sosyal medyada bile dili ve tavrı dönüştürebilme cesaretidir.
Hayatta belki bir gün yönetim kurulu başkanı olursunuz, belki de küçük ama etkili bir girişimin kurucusu… Ama nerede olursanız olun, adalet, şeffaflık, liyakat ve kapsayıcılığı merkeze koyduğunuz sürece, gerçek anlamda liderlik yapmış olursunuz.
Sevgili arkadaşlar,
Konuşmamın sonlarına gelirken, hayatın bana öğrettiği önemli bir tespiti de mutlaka sizinle paylaşmak istiyorum. Bir lider, tek başına güçlü olamaz. Güç, birlikte yürüyebildiğin insanlarla ölçek kazanır. Eşim Seher iş hayatım boyunca en büyük yol arkadaşım oldu. ODE’nin muhasebe, finans ve yönetişim omurgasını kuran kişidir. Birçok kişi şirketin “beyninin” ben olduğumu sandı. Oysa işin aklı çoğu zaman Seher’di.
Liderlik yalnız yürür gibi görünür.
Aslında en güçlü liderler, en iyi ekip kurabilenlerdir.
Başarı yalnızca işte, pozisyonda, ciroda, ihracatta aranırsa eksik kalır.
Ailenizle kurduğunuz bağ, dostluklarınızın niteliği, kendinize ayırabildiğiniz zaman, hobileriniz, hayata merakla bakmaya devam edip etmediğiniz… Bunların hepsi, uzun vadede sizi ayakta tutan unsurlar.
Ben iş hayatının yoğun temposuna rağmen, ailemle ve dostlarımla vakit geçirmeye, müzikle, sanatla, sporla bağımı koparmamaya özen gösterdim. Çünkü biliyorum ki, insan sadece “üreten” bir makine değil, aynı zamanda duygu taşıyan, anlam arayan bir varlık. Bu denge kaybolduğunda, başarı gibi görünen şeyler bile insana boş gelebiliyor.
Hayat bazen rüzgâra karşı yürümek gibidir. Bazen bir adım ileri, bazen bir adım geri gidersiniz. Önemli olan, dengeyi bulmak ve her seferinde yeniden ayağa kalkabilmektir.
Ben bu dengeyi gençlik yıllarımda halk oyunları oynarken öğrendim: Bir adım ileri, bir adım geri, ama birlikte, ritimde, güvenle… Hayat da böyledir. Yalnız olmadığınızı, birlikte yürüdüğünüzde çok daha uzağa gidebildiğinizi aklınızdan çıkarmayın.
Türkiye’nin geleceğini sizler şekillendireceksiniz.
Bizim kuşağın rolü rehberlik etmekse, sizinki sınırları zorlamak olacak.
Unutmayın:
Başarı bir unvan değil, bir duruş meselesidir.
Liderlik bir güç gösterisi değil, bir karakter meselesidir.
Ve siz, bu ülkenin en büyük potansiyelisiniz.
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin.
Sözünüzü esirgemeyin.
Yüreğinizi küçük hesaplara hapsetmeyin.
Bu ülke, hayal kurmaya cesaret edenlerin omuzlarında yükselecek.
Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözünü hayatınızın bir köşesine not etmenizi isterim:
“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.”
Ben hiçbir zaman umudumu kaybetmedim. Siz de kaybetmeyin.
Çünkü bu ülkenin ihtiyacı olan kıvılcım, sizlerin içinde. Bir gün o kıvılcım, hem kendi yolunuzu hem de başkalarının yolunu aydınlatacak.
Sizlere güveniyoruz.
Yolunuz açık olsun.