18 Nisan 2026
Sayın Bakan Neubaur,
Sayın Başbakan Yardımcısı Klingbeil,
Sayın Belediye Başkanı Keller,
Sayın Büyükelçi Gökhan Turan,
ATİAD’ın değerli kurucu ve yöneticileri,
Sayın Aziz Sarıyar,
Kıymetli konuklar,
Bugün burada, sizlerle birlikte olmaktan, büyük memnuniyet duyuyorum.
ATİAD, 35 yılı aşkın süredir Türkiye ile Almanya arasındaki köprüyü, sadece ekonomik ilişkilerle değil, insani bağlarla, ortak değerlerle ve karşılıklı saygıyla örüyor. Bu köprünün sağlamlığı, bugün bu salonda bir araya gelebilmemizin, en güçlü kanıtı.
Değerli Konuklar,
Konuşmama şu soruyla başlamak istiyorum:
2026 yılını en iyi anlatan kelime nedir?
Ben bu soruyu, son aylarda farklı coğrafyalarda, farklı muhataplarla defalarca sordum. Topladığım cevaplar şaşırtıcı biçimde birbirine benziyordu:
Belirsizlik.
Denge.
Dönüşüm.
Teknoloji.
Dayanıklılık.
Adaptasyon.
Çeviklik.
Güvenilirlik.
Kendi kendine yetebilme.
Konsantrasyon.
Ekosistem.
Entegrasyon.
Adil ticaret.
Ve belki hepsinin üstünde: Yeni normal — kuralsızlık.
Bu kavramlar bir liste değil, içinde yaşadığımız çağın fotoğrafı. Ve bugünkü etkinliğin başlıkları — yapay zekâ, sürdürülebilir ekosistem, dijitalleşme, inovatif üretim — bu kavramların tam ortasında duruyor.
Küresel düzeydeki jeopolitik ve ekonomik koşulların giderek karmaşık hale geldiği günümüzde, zorlu koşullara rağmen dijital dönüşüm, sürdürülebilir kalkınma, ekonomik verimliliği artırma ve her sektörde yeniliği teşvik etmede kritik bir rol oynuyor.
Değerli Konuklar,
Son 6 ayda Amerika, Çin, Orta Asya, İngiltere ve Avrupa’da gerçekleştirdiğim ziyaretlerde, şunu çok net gördüm:
Dünya artık yalnızca “büyüyen ekonomileri” değil, kendini hızla yeniden kurabilen ülkeleri ayrıştırıyor.
ABD’de konuştuğum CEO’lar, yatırım fonu yöneticileri ve teknoloji öncülerinin kafasındaki soru ortaktı: “Yapay zekâyı gerçek üretim değerine nasıl dönüştürürüz?” Çin’de ise bu soru çoktan cevaplanmış; uygulama sahada koşuyor. Batarya teknolojisinden lojistiğe, akıllı üretimden kamu hizmetlerine kadar yapay zekâ, politikadan önce işin diline girmiş durumda.
ABD’de vizyon var, Çin’de uygulama hızı var, Almanya’da ise muazzam bir mühendislik birikimi, köklü sanayi altyapısı ve yüksek kalite standardı var.
Yapay zekâ, artık rekabetin yeni altyapısıdır: hızlandırır, optimize eder, veriyi karara dönüştürür.
Teknolojik dönüşümün doğru yönetilirse refaha, verimliliğe, yaratılan katma değere, beşerî sermayeye, sosyal kalkınmaya olumlu yönde etki edeceğini düşünüyoruz. Bu dönüşüm sürecinde veri yönetişimi, etik, gizlilik ve siber güvenlik boyutlarına da azami dikkat etmenin önemini vurguluyoruz.
Yapay zekanın üretken gücünden güvenli, etik ve kapsayıcı bir şekilde faydalanabilmek, sadece teknolojik altyapılarla değil, insana ve sürekli öğrenmeye yapılan yatırımlarla mümkün olabilir.
Ekosistemin kültürel dönüşümü de tüm kesimlerin sinerjisiyle ve sahipliliğinde başarıya ulaşır.
Fakat gerçek değer; teknoloji kadar güven, yönetişim ve insan odağıyla ortaya çıkar. Kurumlarımız yapay zekâ okuryazarlığını güçlendirip şeffaflık ve güvenlik ilkelerini işin içine yerleştirdiğinde; Türkiye’nin çevikliği ile Almanya’nın mühendislik gücü, bu dönüşümü somut katma değere çevirecektir.
Bu süreçte, Almanya ile yapay zekâ teknolojileri ve yeşil dönüşüm gibi kritik alanlarda geliştirilecek iş birlikleri hem Türkiye’nin hem Almanya’nın dijital dönüşümüne ivme kazandırabilir.
İki ülke arasında bilgi paylaşımı, ortak Ar-Ge projeleri ve teknoloji transferi alanlarında atılacak adımlar, bölgesel ve küresel ölçekte dijital kalkınmaya da katkı sağlayabilir.
Ama, üç coğrafyada da karşılaştığım ortak bir sorun var: İş gücü.
Hızını sürekli artıran dijital ve yeşil dönüşümden azami şekilde faydalanabilmek ve rekabet gücümüzü artırabilmek için en önemli beşeri sermayemiz nitelikli insan kaynağı. Rekabet koşullarının giderek sertleştiği küresel arenada nitelikli insan kaynağına ihtiyaç da eşgüdümlü olarak artıyor. Yapılan bir araştırmaya göre, her on işverenden yedisi teknik ve sosyal becerilere sahip nitelikli çalışan bulmakta zorlandığını belirtiyor.
Yeşil ve dijital bir ekonomi için insan becerilerinin geliştirilmesine öncelik vermek şart. Bu sürecin diğer unsurlarından biri de adil bir geçişe teşvik eden politikaların ve sektörel stratejilerin kapsamlı bir şekilde uygulanması.
Nitelikli insan bulma güçlüğü, demografik baskı, mavi yakalı açığı, yazılım yetkinliği eksikliği… Bu sorunlar ABD’de de var, Almanya’da da, Türkiye’de de. Küresel ölçekte ortak bir gerilim.
Bugün sahada çok net görüyoruz: Romanya’da Nepal’den, Bulgaristan’da Özbekistan’dan, Macaristan’da Filipinler’den mavi yaka iş gücü getiriliyor. Bu sorun artık yerel değil, küresel bir gerçeklik.
İşte yapay zekâ ve teknoloji, bu noktada yalnızca bir verimlilik aracı olarak değil, iş gücü açığını kapatmanın stratejik bir yolu olarak öne çıkıyor.
Tekrarlayan süreçlerin otomasyonu, bilginin kurumsal hafızaya kazınması, karar destek sistemleri — bunlar artık lüks değil, rekabette kalabilmenin şartı.
Değerli Konuklar,
Bugün panellerde ele alınacak üç büyük tema — yapay zekâ, mobilite ve sürdürülebilir ekosistem, dijitalleşen dünyada inovatif üretim — aslında tek bir dönüşümün farklı yüzleri.
Ben bu dönüşümü bağlayan kavramı şöyle tanımlıyorum: “Dayanıklı büyüme.”
Büyüme artık sadece rakamsal genişleme değil. Kriz dönemlerinde de üretmeye devam edebilmek, tedarik zinciri koptuğunda alternatif yaratabilmek, talep değiştiğinde hızla yeniden konumlanabilmek. Pandemide de gördük, Ukrayna savaşında da.
Almanya bunu biliyor. Şirket olarak onlarca yıldır bu disiplinden ilham aldık. Kalite, verimlilik, uzun vade. Bu değerleri Türkiye’ye taşımaya çalıştık. Ama şimdi önümüzde yeni bir eşik var — birlikte inşa edeceklerimiz.
Değerli Konuklar,
Sürdürülebilirlik konusunda da netleşmemiz gereken bir nokta var:
Sürdürülebilirlik bir maliyet kalemi değil, rekabet gücüdür. İlk tartışıldığında sosyal sorumluluk gibi algılandı.
Bugün Avrupa’ya ihracat yapan her Türk şirketi bunu bizzat yaşıyor. Sınırda Karbon Düzenlemesi bir yaptırım değil, piyasanın yeni dilidir.
Günümüzde hayata geçirilen birçok düzenleme yetkin bir teknoloji üretimini, kullanımını ve etkin bir inovasyon ekosistemini zaruri kılıyor.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın ilk aşamada derinden etkilediği alüminyum, çimento, demir-çelik, elektrik ve gübre sektörlerinde dijital teknolojiler yoluyla düşük karbonlu üretimin tesis edilmesi rekabetçilik için kritik önemde.
Yeşil finans kriterleri bir tercih değil, erişim koşuludur. Bu dili konuşmayan şirketler ticaret akışlarından giderek dışlanacak.
ODE olarak bu gerçeği yıllar önce gördük ve sürdürülebilirliği iş modelimizin merkezine koyduk. Türkiye ile Almanya bu alanda ortak standartlar, ortak projeler ve ortak bir ses oluşturabilir.
İki ülkenin iş dünyası, küresel ölçekte bir referans model sunabilir.
Değerli Konuklar,
Bugün bu salonda bir araya gelen bilgi birikimi, ağ gücü ve karşılıklı güven — yalnızca bir etkinliğin ötesinde, kalıcı bir iş birliği zeminine dönüşebilir mi?
Ben buna inanıyorum. ODE olarak bu yolda gereken her adımı desteklemeye hazır olduğumuzu buradan ifade etmek istiyorum.
ATİAD ailesine bu güçlü platformu yıllar içinde büyütüp buralara taşıdıkları için içtenlikle teşekkür ediyorum.
Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bu etkinliğin ruhunu taşıyarak daha da derinleşeceğine yürekten inanıyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.