DENEYİMLER

Sivil Toplumda 33 Yıl: “Bana ne kazandırır?” değil, “Ben ne katabilirim?”

Bu ay bir muhasebe yapmak istedim. Ama bilanço değil; bir gönül muhasebesi.

Tam 33 yıldır sivil toplum kuruluşlarında aktif görev alıyorum. İZODER, İSKAV, TEMA, TÜRKONFED, TÜSİAD İMSAD, TKYD ve TÜGİAD başta olmak üzere birçok kurumda yaklaşık 10 farklı yöneticilik görevi üstlendim. Toplamda 14 yıl başkanlık yaptım; 10’a yakın yönetim kurulu üyeliğinde bulundum. Rakamlar alt alta konulduğunda ortaya bir kariyer tablosu çıkıyor gibi görünebilir. Oysa benim için sivil toplum hiçbir zaman bir unvan olmadı; topluma hizmet etmenin en önemli yollarından biri oldu.

Makale içeriği

Hikayemin görünmeyen ortakları

Hiçbir başarı hikayesi tek kişilik değildir. Benimkinde de görünmeyen ortaklar var: Beni okutan devlet okulları, emeğini esirgemeyen öğretmenlerim, kapısı önümde açık olan devlet üniversiteleri ve elbette ki minnetimin her geçen gün arttığı, çok sevgili ailem. Bu ülke bana, ben daha üretmeye başlamadan yatırım yaptı. Böyle bir yatırımın karşılığı teşekkürle ödenmez; ancak emekle ödenir.

Herkesin topluma bir geri ödeme planı vardır ve bu planı kimse sizin yerinize yazamaz. Ben kendi planımı sivil toplum üzerinden yazdım.

İş hayatına atıldığım yıllarda şunu erken fark ettim: Bir şirketi büyütmek kıymetlidir; ama bir sektörü, bir bölgeyi, bir toplumu büyütmek için tek başına şirket yetmez. Ortak sorunların ortak çatılar altında çözülmesi gerekir. Beni 33 yıl önce sivil topluma yönelten de bu inanç oldu.

Pusulam hep aynıydı

Görev aldığım her kurumda kendime tek bir soruyu pusula yaptım: “Bana ne kazandırır?” değil, “Ben ne katabilirim?”

Bu soru, insanın görev tanımını değiştiriyor. Toplantılara ajandayla değil sorumlulukla gidiyorsunuz; unvana değil, geride bırakacağınız kuruma odaklanıyorsunuz. Bu soruyla yola çıkınca yapılacak iş de hiç eksik olmuyor. İZODER’in kurulması fikrini ortaya koyarak yalıtım sektörünün kurumsal bir kimlik kazanmasına katkı sağladım. İMSAD’ın yeniden yapılanma sürecinde aktif rol alarak sektörüne değer üreten güçlü bir yapıya dönüşmesi için çalıştım. TÜRKONFED’de Anadolu iş dünyası ile İstanbul iş dünyasını daha fazla buluşturmak için uğraştık; pandemi döneminde yaklaşık 1.000 çevrim içi toplantı gerçekleştirerek iş dünyasının iletişimini kesintisiz sürdürdük. TÜSİAD’da ise kurumun etki alanını ve toplumsal katkısını artırmaya yönelik çalışmalar yürüttüm.

Başkanlık yaptığım dönemlerin önemli bir bölümünü ülkemizin ekonomik gelişimi, Ar-Ge’nin güçlenmesi ve toplumsal kalkınma için çalışarak geçirdim. Bu süreçlerde kaynak yaratma, finansal sürdürülebilirlik ve kurumsallaşma konularını her zaman öncelikli alanlar olarak gördüm. Çünkü iyi niyet tek başına yetmiyor; kalıcı fayda üretmek için güçlü kurumlar gerekiyor.

Makale içeriği

Sivil toplum bir okuldur

Benim için sivil toplum, 33 yıl süren bir okul oldu; diploması olmayan ama dersleri hayat boyu geçerli bir okul. Farklı disiplinlerden insanlarla çalışmayı, meselelere daha geniş bir vizyonla bakmayı orada öğrendim. Şirketinizde son sözü söyleme alışkanlığıyla girdiğiniz bir yönetim kurulu masasında, gönüllülerle ancak ikna ederek, dinleyerek ve uzlaşarak yol alabildiğinizi görüyorsunuz. Farklı bakış açılarını anlamayı ve ortak akıl oluşturmayı asıl bu masalarda öğrendim. Bir mühendisin, bir akademisyenin, bir sanayicinin ve bir gencin aynı sorunu ne kadar farklı okuduğunu görmek; insana kendi doğrularına mesafe koymayı öğretiyor. Değer yaratmayı, değer yönetimini ve ortak fayda üretmeyi de bu çatılar altında öğrendim.

En kıymetli dersi ise insanlardan aldım. Ülkesi için üretmek isteyen idealist insanları bu yolculukta tanıdım; bugün en yakın dostlarımın önemli bir kısmı sivil toplum çalışmalarından. Ortak bir dava etrafında emek verirken kurulan dostluğun bambaşka olduğunu da orada öğrendim.

Bugün rahatlıkla söyleyebilirim: İş hayatımda en çok işime yarayan derslerin önemli bir bölümünü sınıflarda değil, sivil toplum gönüllülüğünde öğrendim.

Koltuk değil, bayrak

2011 yılından bu yana bilinçli bir tercihle sektörel sivil toplum kuruluşlarında yönetim görevi almıyorum. Bu bir geri çekilme değil, bir ilke kararı. Koltuğa bağlı kalmak yerine yeni vizyonlara ve yeni liderlere alan açılması gerektiğine inanıyorum.

Sivil toplumun en büyük risklerinden biri, kurumların kişilerle özdeşleşmesidir. Kurumlar kişilerden büyük olduğunda kalıcı olur; kişiler kurumlardan büyük göründüğünde ise yorulur. Bana göre liderliğin en önemli göstergesi, yerine lider yetiştirebilmektir. Ülkemize ve sektörlerimize değer katacak yöneticilerin yetişmesine destek olmayı, birçok arkadaşıma yol göstermeyi ve mentorluk yapmayı görevlerimin en anlamlı parçası olarak gördüm. Bugün aktif yönetimlerde yer almasam da koçluk, mentorluk ve deneyim paylaşımıyla sivil topluma destek vermeyi sürdürüyorum. Bayrağı taşımak kadar, doğru ellere devretmek de liderliktir.

Makale içeriği

Demokrasinin beşinci gücü

Sivil toplumu demokrasinin beşinci gücü olarak görüyorum. Güçlü bir sivil toplum; ortak aklın, denge ve denetimin, toplumsal diyaloğun teminatıdır. Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarına üyelik oranlarının gelişmiş ülkelerin gerisinde olduğunu biliyoruz. Bu oranların artırılması gerektiğine yürekten inanıyorum. Çünkü sivil toplum güçlendikçe demokrasi derinleşir, ekonomi kurumsallaşır, toplum dayanıklılık kazanır.

Sivil toplum aynı zamanda bir ülkenin sorun çözme kapasitesidir. Devletin ve piyasanın tek başına yetişemediği alanlarda; eğitimde, çevrede, sektörel standartların yükseltilmesinde en kalıcı adımların sivil inisiyatiflerle atıldığını 33 yıllık deneyimimle söyleyebilirim. Bir sektörün standartlarını yükselten meslek örgütlerinden, toprağını koruyan çevre gönüllülerine kadar bu ülkenin sessiz kahramanlarının önemli bir bölümü sivil toplumda çalışır.

Gençlere çağrım

Bu yazıyı en çok gençler için kaleme aldım.

Hangi meslekte olursanız olun, mutlaka bir sivil toplum kuruluşunda aktif görev alın. Sivil toplum çalışmaları kariyer gelişiminiz açısından önemli fırsatlar sunar; güçlü ilişkiler kurmanızı sağlar ve size yeni kapılar açar. Farklı kuşaklarla, farklı disiplinlerle aynı masada çalışmayı; dinlemeyi, uzlaşmayı, ortak akıl üretmeyi hiçbir okul size bu kadar iyi öğretemez.

Küçük başlamaktan çekinmeyin. Kimse ilk gün başkan olmuyor; bir komisyonda görev almak, bir raporun mutfağında çalışmak, bir etkinliğin yükünü omuzlamak da sivil topluma hizmettir. Sorumluluk aldıkça güven kazanırsınız; güven kazandıkça sorumluluk büyür. Benim 33 yılım da tam olarak böyle ilerledi.

Ama size asıl tavsiyem, bu yola bir hesapla değil, bir soruyla çıkmanız: “Ben ne katabilirim?”

Bu soruyla başlayanlar, 33 yıl sonra dönüp baktıklarında benim bugün gördüğümü görecekler: Topluma verdiğiniz her emek, size dostluk, vizyon ve anlam olarak fazlasıyla geri dönüyor. Verdiğiniz hiçbir şey kaybolmuyor; sadece şekil değiştirip size dönüyor.

Yolunuz açık olsun.

© Orhan Turan 2026. Tüm Hakları Saklıdır.