26 Haziran 2026’da TÜSİAD’ın Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi’nin (TÜSİAD-RGE) 2026 yılı birinci çeyrek sonuçları açıklandı. Endeks, bir önceki çeyreğe göre %1,7 gerileyerek 87,3 değerine indi[1]. Bir diğer deyişle ihracatçı imalat sanayimiz, 2015’teki maliyet rekabet gücünün ancak %87’sini koruyabiliyor. Aynı günlerde açıklanan IMD Dünya Rekabetçilik Sıralaması’nda ise Türkiye, 70 ülke arasında 57. sırada yer aldı; geçen yıla göre dokuz basamak yükselmiş olsak da 2017’de bulunduğumuz 47. sıranın hâlâ gerisindeyiz[2].
İki farklı mercek, aynı gerçeği gösteriyor: Küresel rekabet gücümüz, günü kurtaran tedbirlerle değil; ancak uzun vadeli ve kararlı bir stratejiyle korunabilecek bir milli meseledir.
Ölçemediğinizi yönetemezsiniz
Bu tablo benim için bir istatistikten fazlasıdır. TÜSİAD Başkanlığım döneminde en çok önem verdiğimiz çalışmalardan biri, temellerini attığımız Rekabet Gücü Endeksi oldu. Amacımız; ülkemize ve sanayimize, rekabet gücünü söylemlerle değil veriyle ölçen, farklı bir perspektif kazandırmaktı. Bugün RGE her çeyrek düzenli yayımlanıyor ve politika tartışmalarına nesnel bir zemin sunuyor. Yönetim biliminin en eski kuralı burada da geçerli: Ölçemediğinizi yönetemezsiniz.
RGE’yi hazırlarken rekabeti yalnızca döviz kuru üzerinden değerlendirmedik. İhracatçı on imalat sektörümüzü, ana ihracat pazarlarımızdaki rakip ülkelerle dört maliyet kalemi üzerinden karşılaştırdık: iş gücü maliyetleri, finansmana erişim, ara malı maliyetleri ve enerji maliyetleri[3].
Sonuçlar net bir fotoğraf ortaya koydu: Özellikle iş gücü, finansman ve ara malı maliyetlerinde rakip ülkeler karşısında dezavantajlı konuma gelmiş durumdayız. Son çeyrek verileri de aynı yönü gösteriyor; iş gücü ve ara malı maliyetlerimiz rakiplerimizin üzerinde artarken, on sektörden yalnızca ana metal rekabet gücü kazanabildi[4]. Türkiye artık yalnızca kur avantajıyla rekabet edebilecek bir noktada değildir.
Sanayi, bir güvenlik meselesidir
Sanayileşme, ekonomik olduğu kadar stratejik bir güvenlik ve bağımsızlık meselesidir. Pandemi, savaşlar ve art arda gelen küresel krizler; güçlü sanayi altyapısına sahip ülkelerin şoklar karşısında çok daha dayanıklı olduğunu hepimize gösterdi.
Oysa Türkiye’de imalat sanayinin GSYH içindeki payı, 2021-2022’de %22 seviyesindeyken 2024’te %16,8’e, 2026’nın ilk çeyreğinde ise %14,9’a geriledi — kayıtlardaki en düşük pay[5]. Sanayinin milli gelirden aldığı payın bu hızla erimesi, yalnızca bir sektörün değil; istihdamın, ihracatın ve teknolojik yetkinliğin ana taşıyıcısının zayıflaması demektir. Bu gidişatı bir konjonktür dalgalanması olarak değil, bir strateji çağrısı olarak okumalıyız.
Dünya başka bir lige geçiyor
Dünyada sanayi yeni bir dönüşüm sürecine girdi; rekabet artık sadece maliyet üzerinden değil, verimlilik ve teknoloji üzerinden şekilleniyor. Dünyanın en büyük üreticisi olan Çin bile ucuz iş gücü modelini geride bırakıyor: Uluslararası Robotik Federasyonu (IFR) verilerine göre Çin, geçen yıl fabrikalarına yaklaşık 300 bin yeni endüstriyel robot kurdu — dünyanın geri kalanının toplamından fazla — ve bu robotların yarıdan fazlası artık Çin’de üretiliyor[6]. Otomasyona, yapay zekâya, dijitalleşmeye ve katma değerli üretime yatırım yapan bir Çin gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Türkiye’nin de son on yılın iş gücü ve enerji yoğun üretim modelini cesaretle yeniden değerlendirmesi gerekiyor. Konumumuz zorlu ama nettir: Doğu ile fiyat, Batı ile marka rekabeti içindeyiz. Bu iki değirmen taşının arasında kalmamanın tek yolu, yüksek katma değerli, verimli ve teknoloji odaklı üretime geçmektir.
Enerji: rekabetin görünmeyen cephesi
Çimento, seramik, demir-çelik, cam gibi enerji yoğun sektörlerimizde rekabet koşulları her geçen gün zorlaşıyor. AB Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM) ile karbon yoğun üretim artık ihracat pazarımızın kalbinde fiyatlanıyor[7]. Türkiye ise enerjisinin yaklaşık %70’ini ithal ediyor[8]. Bu iki gerçek yan yana konulduğunda sonuç kendiliğinden ortaya çıkar: Enerji verimliliği artık bir çevre başlığı değil, rekabet gücünün temel unsurlarından biridir.
Rusya-Ukrayna savaşı, enerji güvenliğinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösterdi. Bugün mesele enerjiyi yalnızca daha az tüketmek değil, daha akıllı yönetmektir. Teknolojiyi ve yapay zekâyı enerji yönetiminin ayrılmaz bir parçası hâline getirmeliyiz.
Yol haritamız
Ülke olarak yapmamız gerekenler bellidir: Türkiye uzun vadeli sanayi stratejisini net şekilde ortaya koymalı; rekabet avantajına sahip sektörler önceliklendirilmeli ve desteklenmeli; eğitim sistemi, sanayinin ihtiyaç duyduğu yetkinlikleri kazandıracak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
Şirketlerimizin gündemi de aynı ölçüde nettir. Önümüzdeki dönemde ayakta kalmayı değil, öne geçmeyi hedefleyen her şirket şu başlıklara odaklanmalıdır:
• Teknoloji ve yapay zekâ: üretimden karar süreçlerine kadar her katmanda,
• Dijitalleşme: veriye dayalı yönetimi standart hâline getirmek,
• Çevik organizasyon yapısı: belirsizliğe hızla uyum sağlayabilen ekipler,
• Ölçek ekonomisi: birleşme, iş birliği ve ortaklıklarla büyümek,
• Katma değerli üretim: ürün karmasını değer zincirinin yukarısına taşımak,
• Enerji verimliliği: her tesiste ölçülen, yönetilen ve raporlanan bir disiplin.
Bitirirken
Artık rekabet; ucuz iş gücüyle değil, verimlilikle; düşük maliyetle değil, teknolojiyle; yüksek hacimle değil, yüksek katma değerle kazanılıyor. Türkiye’nin bu dönüşümü hızlandırması gerekiyor.
RGE gibi araçlar bize aynayı tutuyor; aynadaki görüntüyü değiştirmek ise hepimizin elinde. Türkiye bu dönüşümü başarabilirse, yalnızca üretim yapan değil; küresel ölçekte marka çıkaran bir ülke konumuna ulaşacaktır.
Hep birlikte, daha rekabetçi bir Türkiye için üretmeye devam.
[1] TÜSİAD, “Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi 2026 yılı birinci çeyrek sonuçları açıklandı”, 26 Haziran 2026. Endeks çeyreklik %1,7 gerileyerek 87,3; iş gücü ve ara malı maliyetlerinde rakip ülkelerin üzerinde artış; on sektörden yalnızca ana metalde rekabet gücü artışı. https://tusiad.org/tr/basin-bultenleri/item/11997-tusi-ad-maliyet-bazli-rekabet-gucu-endeksi-2026-yili-birinci-ceyrek-sonuclari-aciklandi
[2] IMD World Competitiveness Ranking 2026 (Haziran 2026): Türkiye 70 ülke arasında 57. sırada; 2025’te 66., 2024’te 53., 2017 ve 2023’te 47. sıra. En güçlü alan ekonomik performans (46.), en zayıf alan kamu yönetimi etkinliği (64.). https://www.imd.org/centers/wcc/world-competitiveness-center/rankings/world-competitiveness-ranking/ ; Naki Bakır, “Türkiye rekabetçilikte kayıplarını geri alıyor”, Dünya, 25 Haziran 2026. https://www.dunya.com/kose-yazisi/turkiye-rekabetcilikte-kayiplarini-geri-aliyor/829783
[3] TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi (TÜSİAD-RGE): İhracatçı 10 imalat sanayi sektörünün üretim maliyetlerini ana ihracat pazarlarındaki rakip ülkelerle ara malı, enerji, finansman ve iş gücü kalemleri üzerinden karşılaştırır; verimlilik ayarlı versiyonu TÜSİAD-RGEV ile birlikte çeyreklik yayımlanır. Endeks 2022’den bu yana 2015 baz seviyesinin altında seyretmektedir. https://tusiad.org/tr/yayinlar/rekabet-gucu-endeksi ; kamuoyu sunumu: https://www.tusiad.org/tr/basin-bultenleri/item/11811-tusi-ad-maliyet-bazli-rekabet-gucu-endeksi-calismasini-kamuoyuna-sundu
[4] TÜSİAD-RGE 2026 yılı birinci çeyrek bülteni; bkz. 1 no.lu dipnot.
[5] TÜİK GSYH verilerine dayanan analiz: İmalat sanayinin GSYH içindeki payı 2021-2022’de ~%22 iken 2024’te %16,8’e, 2026 birinci çeyreğinde %14,9’a geriledi (kayıtlardaki en düşük seviye). H. Bader Arslan, “Sanayinin hali pür melali”, Ekonomim, 8 Haziran 2026. https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/sanayinin-hali-pur-melali/898409 (Not: Brief’teki “%28’den %17’ye” ifadesi, TÜİK serisiyle uyumlu olacak şekilde güncellenmiştir.)
[6] IFR (International Federation of Robotics) verileri: Çin geçen yıl ~300 bin yeni endüstriyel robot kurulumuyla dünyanın geri kalanının toplamını aştı; robotların yarıdan fazlası yerli üretim. Aynı dönemde ABD’de kurulum ~34 bin adet. Gülay Erdemli, “Çin, robot devriminde dünyayı geride bıraktı”, Karar. https://www.karar.com/yazarlar/gulay-erdemli/cin-robot-devriminde-dunyayi-geride-birakti-1605495
[7] AB Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM): 2026 itibarıyla raporlama döneminden mali yükümlülük aşamasına geçiş; çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, hidrojen ve elektrik sektörlerini kapsıyor. Avrupa Komisyonu CBAM portalı. https://taxation-customs.ec.europa.eu/carbon-border-adjustment-mechanism_en
[8] Enerjide dışa bağımlılık: ETKB verilerine göre 2022’de %67,8 (önceki yıllarda %70-75 bandı); yerli üretim ve yenilenebilir yatırımlarıyla düşüş eğiliminde. AA, “Bakan Bayraktar: Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı 2022’de yüzde 67,8’e düştü”. https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/bakan-bayraktar-turkiyenin-enerjide-disa-bagimliligi-2022de-yuzde-67-8e-dustu/3089691 (Not: Brief’teki “%75” ifadesi resmî seriye göre “yaklaşık %70” olarak güncellenmiştir.)